Deneme


Helal Skandal
26 Nisan, 2008, 11:13 pm
Kategori: Haber

Bekir COŞKUN / HÜRRİYET

Helal skandal…
BİR anda Katar’a koştular.

Biz anlamadık.

Beş ay içinde Cumhurbaşkanı, Başbakan, 8 bakan, Katar’a koşturunca, bunun ekonomiye bir katkı işi olduğunu düşündü bizim arkadaşlar.

Sadece Katar’ın Türkiye’ye katkısının ne olabileceğini bilemedik ve mutlulukla bekledik:

“Katar…

Bize ne katar…”

Meğer damat beye alınan gazete-televizyonun parasını bulmak için düşmüşlerdi yollara.

Katar katar…

*

Böylece rakipsiz bir ihale ile Çalık Şirketi’ne satılan ve parası iki kamu bankasından (Vakıfbank ile Halkbank) çıkan Sabah-ATV medya grubunun eksik kalan parası Katar şeyhinden sağlanmış oldu.

Bu aşamada Katar’a koşanlara bakın:

Cumhurbaşkanı…

Başbakan…

Dışişleri Bakanı…

Maliye Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Devlet Bakanı, Enerji Bakanı, İmar ve İskán Bakanı… Ve ilave iki bakan ile çok sayıda bürokrat, katara katara…

Peki siz birey olarak bu devlet teminatlı para alımı ile biraz daha borçlandığınızı biliyor musunuz?..

Yani damada gazete-televizyon alımına farkında olmadan kefil olduğunuzu?..

Nerden bileceksiniz?..

Muhtemelen siz de umutla beklediniz:

“Katar…

Bakalım bize ne katar…”

*

Bence bu bir helal skandal…

Her türlü yolsuzluğu, suiistimali, avantayı, beleşi görmüş birisi olarak, böylesini hiç görmemiştim. Rakipsiz ihale ile satılan, 750 milyon dolar parası devlet bankalarından çıkan, kalanı işte böyle Katar’dan sağlanan…

Üstelik “geçmiş dönemin hortum paralarını tahsil etme adına” yapılan enteresan bir iş…

Söyler misiniz:
Bu mudur ak-pak yönetim?
Böyle midir din-iman…
Böyle mi olur Müslümanlık, söyler misiniz?



Gülen’e Rus Darbesi
17 Nisan, 2008, 10:10 pm
Kategori: Haber
Gülen’e Rus darbesi

Rusya, Nur cemaatinin ülkesindeki faaliyetlerini yasakladı

DIŞ HABERLER


Rus Anayasa Mahkemesi, Nur Cemaati’nin faaliyetlerini yasakladı. Karar uyarınca “medreseye dönen” Nur evleri kapatılacak. Cemaatle ilişkili olan Gülen okullarının da kapatılması gündemde!

RUSYA Anayasa Mahkemesi ülkedeki Nurcu cemaatini ve faaliyetlerini “yasa dışı İslami hareketleri” nedeniyle yasakladı. BBC’nin haberine göre, Başsavcı’nın girişimiyle açılan davada mahkeme heyeti, Nurcular’ın evlerini yasadışı olarak medreseye çevirdiğine ve buralarda aşırı dinci eğitim öğretim verdiğine karar verdi. Ayrıca St. Petersburg başta olmak üzere ülke çapındaki bazı okullardaki faaliyetlerin de yasadışı olduğuna hükmetti. Bu bağlamda Fethullah Gülen’in açtığı bazı okullar da karar gereği kapanabilir.

İtiraz için 10 gün süre

Duruşmada kendilerini temsil etmeyen Nur Cemaati mensuplarının karara itiraz etmek için 10 günlük süresi bulunuyor. Rusya’da Nur Cemaati ilk kez 2002 yılında inceleme altına alındı. Rusya Federal İç Güvenlik Servisi (FSB), Nurcuları radikal İslamcı ve devlet güvenliğini tehdit eden kuruluşlar arasında sayan bir rapor hazırladı. Bu çerçevede 20 kadar Türk vatandaşı sınırdışı edildi. Ardından Nurcuların idare ettiği tüm vakıflar teker teker kapatılmaya başlandı. 2003 yılından sonra da bu kez cemaatin okulları hedef alındı. İşte Nur Cemaati ile Fethullah Gülen arasındaki somut bağ da bu dönemde kuruldu. Gülen’in Moğolistan sınırındaki Buryatya okulu için savcılık kapatma girişimi başlattı. St. Petersburg’teki bir Gülen okuluna ise “Nurcularla bağlantısı olduğu” gerekçesiyle el konuldu. Geçen yıl da yerel bir mahkeme Nur cemaati lideri Şeyh Said-i Nursi’nin eserlerini radikal dinci yayın ilan etti. Gülen Cemaati, FSB raporlarında Nurcular ile bağlantılı olarak gösterilmeye başlandı. 2007 yılına gelindiğinde Gülenle ilişkili 16 okul kapatılmıştı.

236 okul, 500 yurt

Nur Cemaati Rusya’da ilk kez 1992 yılında okul açmaya başladı. Öncelikle etnik Müslüman grupların çoğunlukta olduğu Başkırdistan , Çuvasistan, Buryatya, Karaçay-Çerkez, Dağıstan ve Hakasya gibi özerk bölgelerde okullar açıldı. Böylelikle kısa sürede Rusya ve Türk Cumhuriyetleri’ndeki cemaat okulu sayısı 236’ya, öğrenci yurdu sayısı da 500’e yükseldi.

Kaynak:

http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Gulen_cemaati_faaliyetlerine_yasak_172323_1&tarih=17.04.2008&Newsid=172323&Categoryid=1

Türkiye’nin de böyle bir karar alması dileğiyle.



Yurtseverlerden Mühür, Devletten Ödül!
17 Nisan, 2008, 10:03 pm
Kategori: Haber
Yurtseverlerden mühür, devletten ödül!
17 Nisan 2008, Perşembe

Muğla Güllük Körfezi’ndeki Pina Yarımadası ve Çomça Koyu’nda denizi kaçak olarak dolduran ve “para cezası neyse öderiz” diyen MNG Holding A.Ş.’ye, “turizme katkılarından” dolayı ödül verildi. Yurtsever Cepheliler geçtiğimiz haftalarda inşaatı mühürlemişti.

resimsoL (Muğla) MNG Holding A.Ş., Bodrum-Güvercinlikteki Pina Yarımadası’ndaki ormandan tahsis edilen 85 dönüm arazide 5 yıldızlı, bin 200 yataklı turistik tesis inşaatına başladı.Yaklaşık bir ay önce Pina Yarımadası ve Çomça Koyu’nda denizi tonlarca hafriyatla doldurduğu, iskele ve yol yaptığı için 21 bin 500 YTL para cezasına çarptırılan, iş makineleri bağlanan MNG Holding A.Ş., dün “turizme katkı” ödülü aldı.

Turizm haftası nedeniyle Milas Kültür ve Turizm İlçe Müdürlüğü tarafından düzenlenen törende ülke ve ilçe turizmine katkıda bulunduğu gerekçesiyle MNG Holding A.Ş.’ye bağlı tatil köyünü yapan ve yine grup şirketi olan Günal İnşaat’a ödül verildi. Ödül törenine katılan Milas Kaymakamı Bahattin Atçı, denizi kaçak doldurduğu gerekçesiyle ceza kesilen şirkete ödül verilmesine ilişkin sorulara “İlçe Kültür ve Turizm Müdürlüğü 20 kişiye plaket verecekti. Ben de bu listedekileri törende öğrendim. Aralarında belediye başkanları, gazeteciler, turistik tesis yatırımcıları vardı. Bu şirkete de ödül verilmesinde bir sakınca yok. Milas bölgesinde yatırım yapan, istihdam yaratan tüm şirketlere teşekkür olarak bu ödülleri verdik. Ancak bu şirketin yasadışı işlerinin karşısında olmaya devam edeceğiz. Yasal çalışmalarının da yanındayız” şeklinde yanıt verdi.

Yurtseverler işin “özü”nü biliyor
“Yağma, talan ülkeye ihanettir” başlığı ile MNG Holding A.Ş.’ye karşı, uzun zamandır çalışma yürüten Yurtsever Cepheli Bodrumlular, turizme katkı adı altında yağma projelerine verilen ödülü protesto etti. Yurtsever Cephe Bodrum Sözcüsü Ayhan Karahan yaptığı açıklamada, kaymakamlık ve Turizm Müdürlüğü’nü eleştirdi. Karahan, “Tonlarca molozu denize dökerek, pişkince ‘nasıl olsa izin alırız’ diyen şirket, devlet eliyle teşekkür edilerek ödüllendiriliyorsa, bunun anlamı ‘Arkanızdayız. Kanunsuzluğa, yağmaya devam edebilirsiniz’ demektir. Turizm bölgesine ‘tesis yapıyorum’ diyerek ülkenin doğal ve kültürel varlıklarını yok eden, acımasızca katleden bu şirket Güllük Körfezi’nden ayrılmadıkça, eylem ve hukuk mücadelemizi sürdüreceğiz” şeklinde konuştu.

MNG Holding A.Ş. şantiye binasının ana giriş kapısını birkaç hafta önce mühürleyen Yurtsever Cepheliler, gerçekleştirdikleri açıklamada yapacaklarının teminatını önceden gösterdiklerini söylediler.

Kaynak:

http://www.sol.org.tr/index.php?yazino=30286



Kemalizm Bu Gün Daha Da Geçerli
15 Nisan, 2008, 5:55 pm
Kategori: Haber

Kemalizm Bu Gün Daha Da Geçerli

Yazan: Türkkaya ATAÖV on 10 Kasım, 2007 09:57:00

Harvard’dan eski öğrencim Graham Fuller gibi CIA yöneticileriyle onların yerli kuklalarının yaymak istediklerinin tam karşıtı doğru. Büyük Atatürk yalnız Türkiye değil, Batı denen çelişkiler yumağı için de bugün daha geçerlidir! Düşüncelerinin ve eyleminin çağımız sorunlarına çözüm gösterdiğine kuşku yok.

Britanya Başbakanı Lloyd George onun için “Yirminci yüzyılda dahi çıkarma sırası Türklerdeymiş!” demişti. “Türkleri çıktıkları Arap çölüne geri süreceğiz” bilgisizliğini sergileyen bu İngiliz, M. Kemal için az bile söylemiş. O tüm çağların en aydınlıkçı, bilimin izinde, halkçı ve emekten yana ilk adımları atan bulunmaz devlet adamıydı. Siyaseti bilime odaklamak istemişti, parlak askerlik geçmişine karşın barışçıydı. Eski rakibi Yunanistan Başbakanı E. Venizelos bile onu Nobel Barış Ödülü’ne aday göstermişti. Laiklik öğretisi içinde yalnız AKP ve benzerleri için değil, Hıristiyan köktendinciliğinin batağına gömülmüş ABD yönetimi için de dersler vardır.

***

O yıllarda da iki türlü çatışma vardı: Biri, sermayeciliğin çok geliştiği ülkelerdeki iç ekonomik çelişkiden doğan çatışma, ikincisi de bir yanda sanayileşmiş ülkelerin tekelci para merkezleri ve öte yanda da sömürgelerle yarısömürgeler arasındaki küresel çelişkiden doğan çatışma. Bu sahnede Türkiye’nin doldurulamaz yeri, mucizeymiş gibi başarıya ulaştırdığı Ulusal Kurtuluş Savaşı’yla zaten belirmişti. Emsalsiz Atatürk ulusal sınırlarımızı dışa kabul ettirmiş, ülke güvenliğini hem de tek başına hem de Balkan ve Sadabad Paktları komşularıyla sağlamış, içte ve temelde emekçi halktan yana ilk hedefleri göstermiştir. Bu özellikleri onu bugün de çağdaş yapar.

Ulusal kurtuluş akımları emperyalizmin yarattığı çelişkiye tepki olarak doğar. Yalnız askerî ve siyasal değil, bir yeniden doğuş olaydır. Bunun çağımızdaki ilk, tam, gerçek, örnek ve önder temsilcisi Atatürk Türkiye’sidir. İlk erek ulusun egemenliği ve bütünlüğüdür. Onun ayrılmaz parçası bu kazanımların yaşatılmasıdır. Emperyalizmin diplomasisi, baskısı ve kandırmacası bir yana, ulusal kazanımda birliğin sorgulanmasına, sarsılmasına, zedelenmesine, yıkılmasına, zümre çıkarcılığına, azınlıkçı oyunlara ve terörist eylemlere yer yoktur.

***

Atatürk Türkiyesi Batı’daki kanlı iç çatışmaların ülkemizde de yaşanmaması için devlet denetimiyle daha eşitçi bir düzen tasarladı. 9 Eylül 1922′den beş ay sonra, gene İzmir’de yer alan ünlü İktisat Kongresi’ndeki konuşması başlı başına bir ekonomi dersidir. “Kılıç – sapan” simgesinden hareketle, “unsur-u aslî” dediği köylünün tarımda nasıl üretici olacağının yollarını gösterdi. Toprak reformu, kooperatifler ve devlet desteği bunun ayrılmaz parçalarıdır. İlk Köy Enstitüsü de Atatürk zamanında açıldı. Onun bu reçetesi daha sonraki yıllarda tüm ereklerine ulaştırılsaydı, büyük kentlere kırsal yığılmalar ve ondan doğan türlü sorunlar olmayacak, ayrıca başka toplumlar aynı reçeteyi kendilerine uyarlasalardı, ferahlık dış dünyada da yaşanacaktı. Atatürk’ün ekonomik reçetesi sanayileşmeyi de kuşkusuz kapsadı. O günlerin fabrikaları ve demiryolları askerlikten muaf mahdum beye iki “gemicik” almaya benzemez.

Mustafa Kemal, kendinden sonraki kurtuluş akımlarının esin kaynağıydı. Bengal’in ulusal ozanı Nazrul İslam Sakarya zaferimizin hemen ardından “Kemal Paşamız” başlıklı yaklaşık 250 mısralık bir şiir yayımladı. Hindistan’da Gandhi ve Nehru , Kenya’da Jomo Kenyatta gibi önderler ona bakarak umutlandılar. Üçüncü Dünya aileleri onun adını doğan oğullarına verdiler. Bugün bile Keşmir’de görüp konuştuğum Sağlık Eğitimi Bakanı, İngiltere’de üniversite öğretim üyesi ve benzerlerinin adları “Mustafa Kemal Paşa” dır. Hem de “Paşa” ekiyle birlikte.

10 Kasım’dan hemen sonra, küçük çocukken Dolmabahçe Sarayı’nda önünden geçişimi bugün gibi anımsıyorum. En büyük övüncüm onun çağdaşı ve düşüncelerinin savunucusu olmaktır.

http://www.hakimiyetimilliye.org/index.php?news=1773



Türban Ve Çankaya
15 Nisan, 2008, 5:47 pm
Kategori: Haber

Türban ve Çankaya

Yazan: Emre KONGAR on 24 Aralık, 2006 09:00:00

image

12 Eylül 1980 askeri darbesini izleyen yıllarda dinci yazar ve düşünür kardeşlerimiz, açık oturumlarda, panellerde, köşe yazılarında hep bir gerçeği dile getiriyorlardı:

“Biz iktidara gelince kadınların başlarını örtmesi için yasa çıkartmayacağız, halkın baskısı kadınların başlarını örttürecek.”

***

“Halk” dedikleri, tabii erkekler, babalar, ağabeyler, kocalar.

Tam bir erkek egemenliği.

Tam bir feodal baskı.

***

Sorun sadece feodalite olsa, pazar ekonomisinin gelişmesiyle aşılır .

Sorun sadece köylülük olsa, tarımın makineleşmesiyle çözülür .

Sorun sadece gecekondu kültürü olsa, kentlileşmeyle o da halledilir .

Hatta sorun sadece din ve mezhep olsa, çağdaşlaşmayla onun bile üstesinden gelinir .

Ama sorun siyasal !

Yukarıdaki bütün öğeler, gelenek, görenek, inanç ve din adıyla, siyaset şemsiyesi altında bütünleştiriliyor .

Bu nedenle de aşılamıyor.

Annelerimizin, anneanne ve babaannelerimizin başörtüsü, türbana, sıkmabaşa, tesettüre dönüştürülüp siyaset sofrasında meze yapılınca sorun çözülemiyor.

***

“Türban, sıkmabaş, tesettür inancımdır” diyenlere sormak gerek:

“Dünyada milyonlarca başı açık Müslüman kadın yaşıyor, onlar dinsiz mi, inançsız mı?”

Türbanı, sıkmabaşı, tesettürü, din adına, inanç uğruna savunanlar bu sorunun yanıtını veremiyorlar .

Çünkü bu bir inanç sorunu değil, bir siyasal simge sorunu .

***

Sıkmabaşı, özgürlük uğruna savunanlara sormak gerek:

“Kendisini inançlı bir Müslüman olarak tanımlayan kadınların başları açık gezme özgürlüğü yok mu?”

Buna da yanıt veremiyorlar, çünkü temelde biliyorlar ki, sorun bir özgürlük ya da inanç sorunu değil, siyasal bir sorun .

***

Sıkmabaşı, türbanı siyasal bir simge olarak kullanan, inançları siyaseten istismar eden görüş, laikliğin korunması için sıkmabaşın kamu alanında yasaklanması gündeme gelince, dışarıda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ‘ne, içeride Danıştay ‘a, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ‘ın ağzından “Efendi bu senin işin değil, konuyu ulemaya (din bilginlerine) sor” diye eleştiri yöneltiyor.

***

Türbanı, sıkmabaşı bir siyasal simge olarak kullanan, inançları siyasal alanda istismar eden bu siyasal görüşün lideri olan Recep Tayyip Erdoğan ‘ın veya işaret edeceği bir kişinin Çankaya’ya çıkması, Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olma niteliğini zedeleyecektir.

***

Çankaya’ya böyle bir kişinin çıkması, anayasa açısından bir sivil darbe değil de nedir?

ekongar@cumhuriyet.com.tr; www.kongar.org