Deneme


Kurtuluş Savaşı
15 Nisan, 2008, 5:59 pm
Kategori: Uncategorized

Kurtuluş Savaşı

Yazan: Orhan BURSALI on 19 Kasım, 2006 09:00:00

image

Anadolu’da bir Kurtuluş Savaşı oldu mu? Türkiye Kurtuluş Savaşı sonunda mı kuruldu, yoksa zaten ezelden beri mi vardı? İstanbul ve Anadolu işgale uğradı mı? Yoksa İngilizler, Fransızlar, Yunanlılar, İtalyanlar Anadolu’ya hiç mi ayak basmadılar? Aslında mücadele kime karşı olmuştu?

Bütün bildiklerinizi çöpe atın! Bugüne kadar Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ile ilgili bildiğinizi sandığınız hemen her şey yalan.

Hepsi resmi tarih palavraları! Bugüne kadar bu millet uyutuldu, ona gerçekle ilgisi olmayan bir “zafer” armağan edildi, ki bir millet olduğunu sansın!

Ama artık gerçeklerin üzerindeki örtüyü çekmenin zamanı geldi! Bugüne kadar bu önemli görevi yerine getirecek birisi aranıp duruyordu. Nihayet beklenen derviş, tarihçi akademisyen kılığında zuhur etti! Ve kendisiyle yapılan söyleşi de zaten “Cumhuriyet döneminin sırları” olarak takdim edildi!

Vavvvv!

*****

“Tarihçi” miz diyor ki: “İstanbul’da işgal altında çıkan gazeteler Mustafa Kemal’i alkışlıyor, Anadolu hareketini destekliyor. Yayımladıkları karikatürlerde Yunan subaylarıyla, diğer yabancı askerlerle dalga geçiliyor. Normal koşullarda işgal altında bunlar mümkün değildir. Demek ki o kadar da bir işgal yok. Eğer hakiki bir işgal olsa, insana nefes aldırmazlar” (*)

Tarihçimizin elinde bir “işgal skalası” var anlaşılan. O ölçüte soruyor, düğmeye basıyor ve çıktıya bakıyor: İşgal yok, veya “sahte işgal” ! İşgal ölçünüz veya “hakiki işgaliniz” nedir? Nazilerinki gibi “adam gibi işgal” mi işgal sayılacak? Binlerce kişinin fırına atılması, öldürülmesi mi gerekir, “tam işgal” için? İstanbul’da kaç kişi tutuklandı? Bir terör estirildi mi? Yoksa, İngiliz yönetimi ve uşak olarak kullandığı bir saray bile yoktu mu İstanbul’da!

Tarihçi, ‘İstanbul’a yüz bin kişi ile geldiler, ama savaşılmadı’ diyor! İstanbul’da çok kanlı savaşlar olsaydı, demek o zaman işgalden sayacaktı!

*****

Sıkı durun devamı var:

“Anadolu (da) çok büyük bir işgal yaşamadı. İşgal asıl Güneydoğu’da Fransızlar tarafından Gaziantep, Kahramanmaraş ve Urfa’da yaşandı. Batı Anadolu’da da Yunan işgaline karşı savaşıldı.”

Birtakım hurafe işleri! İşgal yaşamadık ama savaştık. Asıl işgal güneyde olmuş, ama batıda da Yunanlılara karşı savaşılmış! Tam turşu!

İtalyanlar papucu pahalı görünce tam kaçtılar. Fransızlar Anadolu ayvasını ısırıp bir dişlerini kırınca pılı pırtılarını topladılar. İngilizler ve diğerleri, esas Yunanlıları kullanmadılar mıydı, yoksa ne?

Demek Ankara önlerinde savaş da olmamış, sadece batıdan bahsettiğine göre büyük tarihçimiz! Turgut Özakman , sana aşk olsun, Şu Çılgın Türkler palavra kitabıyla bu milleti hayal âlemi içine soktun! (Adam, doğrusu tam zamanında piyasaya sürülüyor, her zamanki gibi!)

*****

Devam ediyor: “Kurtuluş Savaşı üç yıl sürdü ve şehit-yaralı toplam 30 bin kişilik zayiatımız oldu. Kurtuluş Savaşı’nın pırıltılı hale getirilmesinin nedeni, Cumhuriyet’e ve Cumhuriyet’le birlikte yapılanlara bir meşruiyet kazandırmak içindir.”

Gördünüz mü? Savaş topu topu üç yıl sürmüş! Nerede görülmüş bu kadar kısa zamanda kurtulmak! Tam kurtuluş savaşı olabilmesi için, şöyle on – on beş yıl sürmesi gerekirdi herhalde? Anlıyoruz ki yine tarihçimizin elinde bir kurtuluş savaşı “zaman ölçeği” var, bizimki bu ölçeğin dışında kalıyor! Fakat ölçek çok boyutlu: “Ben ancak 500 bin – 1 milyon ölülüye kurtuluş savaşı derim!” havalarında!

Hem, adam gibi işgal yok, hem üç yıl sürmüş, hem de 30 bin kişi ölmüş sadece!.. “Buna kurtuluş savaşı demek için bin şahit lazım” dır tezini ileri sürüyor tarihçi! Tabii, bu “uydurukluğu” kurtuluş savaşı diye yutturmak ve Cumhuriyet ile birlikte “yenen herzeleri” örtbas etmek için, yaldızlayıp bize yutturuldğunu düşünüyor!

Artık şu son diyaloğa bakın. Soru: “Toplum yakın geçmişin gerçeklerini öğrenirse çok mu şaşırır?” Yanıt: “Şaşırır fakat çok rahatlar. Bu toplum rahatlamaya ihtiyacı olan bir toplum.”

Rahatladınız mı? Öyleyse üstüne şöyle bir de geğirin, gaz mı yoksa tarihçi mi çıkartırsınız, size kalmış!

Bu yazıyı da artık Pazar çerezi olarak mı alırsınız, yoksa karabasanı mı, o da ruhsal durumunuza bağlı!

¯¯¯-

(*) Sabancı Üniversitesi’nde öğrencilere “Tarih” öğreten Doç. Cemil Koçak; söyleşiyi yapan Neşe Düzel, Radikal, 13 Kasım 2006

(**) Böyle serbest atmalar, Türkiye gibi bilimin az geliştiği, bilim kültürünün yerleşmediği ülkelerde “akademik özgürlük” kılıfı altında gerçekleşiyor hem de. Bilimin gelişkin ülkelerinde ideolojik temelli kasıtlı yorumları, “bilim adamı” , “tarihçi” ve “akademisyen” titri, söylemi ile yaptınız mı, bilim dışı toplum katında belki taraftar toplarsınız, ama bilim katında “asaletiniz” sıfırı tüketir. Türkiye’de ise şanınız alır yürür, hatta yeni kapılar açılır. Akademisyenin özgürlüğü sorunu olarak görülür… Tarihçi, her şeyi kendi bakışına göre yeniden kurana mı deniyor? O zaman bir tarih biliminden bahsetmek mümkün mü! Veya bahsedenler varsa, durumu açıklığa kavuşturmalılar!

http://www.hakimiyetimilliye.org/index.php?news=228



Video – Antiakp
8 Nisan, 2008, 1:39 am
Kategori: Uncategorized | Etiketler:



Türkiye Komünist Partisi Program (Taslak)
6 Nisan, 2008, 8:54 pm
Kategori: Uncategorized

Türkiye Komünist Partisi PROGRAM (taslak)

Çağrı
Kardeşler,
Kapitalizm her tür eşitsizliğin, adaletsizliğin ve zorbalığın hüküm sürdüğü bir sömürü düzenidir.
Bir yanda, dünyayı tüm insanlar için yaşanası hale getirecek maddi ve teknik olanaklar, öte yanda eşitsizlik ve adaletsizliğin kaynağı geri ve gerici toplumsal ilişkiler… Bu çelişkili durumun bir tek açıklaması var: Kapitalizm koşulları altında sermaye sınıfının çıkarları doğrultusunda gerçekleşen “ilerlemeler”, insanlığın büyük çoğunluğu için daha fazla sorun ve acı anlamına gelmektedir.
İnsanlığın bütün değer ve kazanımlarına savaş açan, ezilenlerin savunma mekanizmalarını ellerinden almaya çalışan emperyalizm ekonomik, ideolojik, siyasal ve kültürel tekelciliğe dayanan en tehlikeli gericiliktir.
Kapitalizm koşulları altında bazı önemli teknolojik gelişmeler sağlanmıştır. Ancak, kapitalizm döneminde birikmiş bilimsel ve teknolojik olanaklar tam kapasiteyle kullanılamıyor ve insanın mutluluğuna hizmet etmiyor. Kapitalizm, teknolojiyi, kapitalistlerin kâr amacına hizmet edecek yönde biçimlendiriyor; emekçilerin payına ise teknolojinin kâr amacı doğrultusunda kullanılmasının yıkıcı sonuçları düşüyor.

Kapitalist sömürünün egemen olduğu bir toplum, insanlığın bilimsel ve teknolojik birikiminin yarattığı gelişme olanaklarını değerlendiremez. Kâr güdüsüyle işleyen bir düzen, maddi-teknik olanakları toplumun bütününün hizmetine sokamaz.
Bugün, dünyada kıtlığın ortadan kaldırılmasını olanaklı kılan bütün nesnel koşullar vardır. Üretim güçleri, insanlığın beslenme, giyinme, barınma, ulaşım, eğitim ve sağlıkla ilgili tüm temel gereksinmelerinin kolayca karşılanmasını sağlayabilecek ölçüde gelişmiştir. Oysa yeryüzü nüfusunun büyük bölümü açlıkla, yoksullukla boğuşuyor.
Kapitalizm, işçi sınıfının yarattığı bütün zenginliklere küçük bir azınlığın el koyduğu bir düzendir. Bu hırsızlık nedeniyle, insanlığın karşı karşıya kaldığı temel sorunların çözülmesi bir yana, bu sorunlara her geçen gün yenileri eklenmektedir. Kapitalizmin kendisi bugün insanlığın temel sorunudur ve bu nedenle ortadan kaldırılmalıdır.
İnsanlık, bilimin hızla geliştiği, her türlü bilginin en kolay ve hızlı biçimlerde aktarılabildiği bir çağda akıl almaz bir bilgisizlik ve eğitimsizlik dönemi yaşıyor. ABD, Almanya, Fransa gibi emperyalist ülkeler de içinde olmak üzere, dünyanın her yerinde milyarlarca insan bilgiden ve temel eğitimden yoksun kalıyor. Kapitalist eğitim ise, büyük çoğunluk için makine gibi, bilgisayar gibi davranma eğitimidir. İnsan tek tipleştirilmekte, sıradanlaştırılmakta ve yalnızlaştırılmaktadır.
Burjuvazi, dünyanın her yerini sömürü sisteminin içine katarak dünya pazarını oluşturdu. Ama bu süreç, ulusal sınırların, uluslar arasındaki düşmanlıkların yok olmasına değil, ulusal devletin sağladığı savunma mekanizmalarının emperyalist ülkeler lehine zayıflatılmasına, bağımlı ülkelerin daha yoğun bir emperyalist sömürüye maruz kalmalarına, ulusların birbirlerine düşman edilmesine yol açtı. Dünyada sınıflar ve sömürü ortadan kaldırılmadıkça, uluslar arasındaki düşmanlıklar ortadan kalkmaz ve dünya barışı gerçekleşemez.
Kapitalizm, kriz üreten ve ömrünü krizlerden beslenerek uzatan bir düzendir. Ekonomik krizler, üretimin doğasından gelen bir sorun değil, kapitalizmin anarşik, plansız yapısından kaynaklanan bir hastalıktır. Krizin bedeli ise her zaman dünyanın az gelişmiş bağımlı ülkelerine, işçi sınıfına, emekçilere ödetilir.
Kapitalizmin egemenliğinde insanın doğa üzerindeki etkinliği doğanın bozulması, kirletilmesi, yaşanır olmaktan çıkarılması yönünde kontrolsüz bir gidişe dönüşmüş durumdadır.
Kapitalizm aile kurumuna bile parayı, piyasayı, yabancılaşmayı sokmuş ve böylece aileyi, sevginin bunlar tarafından tutsak edildiği bir şirkete dönüştürmüştür.
Üretim kapasitesini insanın gereksinimleri için seferber etmek yerine, birikmiş kaynak ve olanakları toplumsal refaha hiçbir katkısı olmayan asalak “faaliyetlere”, silahlanmaya, savaşa, doğanın yıkımına yönelten kapitalizm, akıl ve insanlık dışı bir düzendir.

Bu akıl dışı düzen ancak, kendi mezar kazıcısı olan işçi sınıfını siyaset dışında tutarak ayakta kalabilir.
Nitekim genel oy, seçim, parlamenter işleyiş, bütün bunlar kapitalizm koşullarında katılım ve temsil işlevlerinden uzaklaştırılan ve yalnızca sermaye sınıfı yararına kullanılan yönetim araçlarıdır. Kapitalizmin yönetmek için başvurduğu temel yöntem, kitlelerin edilgenleştirilmesi, siyasetsizleştirilmesidir. Günümüz kapitalizminde bir eğilim olarak temsili organlar ağırlık ve önem yitirmekte, bunlar yerine yürütme organları öne çıkmaktadır. Yalnız yurttaşlar değil, seçilenler de edilgen ve işlevsiz hale getirilmişlerdir.
Burjuva devrimleriyle gelen temel hak ve özgürlükler tarihe karışıyor. Bugün, özel yaşamın ve haberleşmenin gizliliği, konut dokunulmazlığı, anlatım, çalışma, örgütlenme hak ve özgürlükleri, tekelci kapitalist devletin kesin denetim ve sınırlaması altında, hak ve özgürlük olmaktan çıkarılmışlardır. Devletler arası ilişkiler orman yasalarına tabidir.
Kapitalizm egemenliğini, çıplak zor ve şiddete eşlik eden ideolojik ve siyasal saldırı ve kuşatmalarla korumaya çalışıyor. Geniş kitleleri toplumsal gelişmelere karşı duyarsızlaştırmanın en etkili araçlarından birisi olan medya, mutlak bir denetim altında tutulan eğlence ve boş zaman geçirmeye yönelik kültür örgütlenmeleri, tekellerin uzantısı durumuna getirilen üniversiteler, gerici düşüncenin bezirganlığını yapıp yayan her türden tarikat, burjuva ideolojisini her gün yeniden üretip kitlelere dayatan araçlardır. Hepsi aynı şeyi amaçlamaktadır: Topluma hizmet anlayışını, “kamu hizmeti” kavramını gözden düşürmek, tüketimciliği, bireyciliği, sürüleşmeyi egemen kılarak insanın bu düzenin akıl dışı karakterini anlamasını ve onu değiştirmek üzere harekete geçmesini engellemek.
Bu nedenle herkese, aklını kapitalizmden özgürleştirme çağrısı yapıyoruz.
Komünistler ve işçiler 150 yılı aşkın bir süredir bu akıl dışı düzene karşı mücadele ediyorlar. Emekle, özveriyle mücadele edenlerin yaşamları pahasına yazılan bu tarih, yükselişleri düşüşlerin, sıçrayışları gerilemelerin izlediği zorlu yollardan ilerledi.
Bu ilerleyişte iki büyük devrimci atılım özellikle önem kazandı. 1871 Paris Komünü ve 1917 Ekim Devrimi, işçi sınıfının siyasi iktidarı alarak sosyalist kuruculuğa giriştiği büyük tarihsel meydan okumalardı. Birincisi yalnızca 70 gün, ikincisi 70 yıldan fazla süren bu iki cüretli girişim ve özellikle de ikincisi eşsiz değerde bir deneyim hazinesi oluşturdu.
Kapitalizmden komünizme geçiş, içinde pek çok dönemeçler bulunan uzun ve karmaşık bir süreçtir. Dünya, bu sürecin henüz başlarındadır. Ekim Devrimi, sosyalizm adına söylenmiş bir ilk sözdür. Tarih içinde söylenmiş hiçbir söz, söylenmemiş sayılamaz. Ekim Devrimi ve ardından yaşanan sosyalizm deneyimi, başarıları ve kazanımlarıyla olduğu kadar, eksiklik ve zaaflarıyla da geleneğimizdir. Ekim Devrimi’nden başlayarak, Avrupa, Asya ve Latin Amerika’da gerçeklik kazanan sosyalist kuruluş pratiklerini, sosyalist mirasın dışına atma girişimlerine karşı duruyoruz.
Emperyalist kuşatma altındaki Sovyet sosyalizminin çözülmesi, komünistler için yaşamsal önemde büyük dersler içermektedir. Komünistler, temel olarak ideolojik ve siyasal zaaflardan kaynaklanan çözülme sürecinin derslerini, bundan sonraki mücadele pratiklerinde zayıf düşmemek ve sosyalist kuruluş sürecini daha sağlam temellere oturtmak için değerlendireceklerdir.

Sosyalist ülkelerde yaşanan çözülmenin ardından, bu deneylerin gerçek eksiklik ve sorunlarına işaret etmek yerine, bu deneylerin önemli kazanımlarını sorgulayan eğilimler ortaya çıkmıştır. Sosyalist ülkeler sağlık, eğitim, toplu taşıma ve benzeri alanlarda hiçbir kapitalist ülkenin bugüne kadar elde edemediği başarılara ulaşmış, daha da önemlisi, toplumdaki eşitsizlikleri ciddi ölçülerde azaltmışlardır. Açlık, cehalet, işsizlik gibi bugün en gelişmiş kapitalist ülkelerde bile kanıksanır hale gelen olgular, sosyalist ülkeler tarafından bertaraf edilmiştir.
Bu kazanımların temelinde üretim araçlarının bütün toplumun malı haline getirilmesi ve planlı ekonomiye geçiş yatmaktadır.
Ekonominin, üretimin toplum çıkarına akılcı biçimde örgütlenebileceği düşüncesini yadsımak, sonuç olarak, üretim ve değişimi düzenleyecek tek mümkün mekanizmanın “piyasa” olduğunu kabul etmek anlamına gelir. Komünistler kendilerini öteki sol akımlardan yalnız kapitalizmi reddetmeleriyle değil, kapitalist ilişkilere ve ekonomiye alternatif olumlu bir programa sahip olmalarıyla ayırıyorlar. Bize yöneltilen en haksız eleştirilerden biri, komünizmin bir “yoksullukta eşitlik” tasarımı olduğu suçlamasıdır. Komünizm, yalnız bugün var olanın daha hakça paylaşılması değil, insanlığın biriktirdiği üretici kapasite ve gizil gücün eşitlik ve özgürlük amaçlarının buyruğuna sokularak bir zenginlik ve bolluk toplumu yaratma tasarımıdır. Komünizm, bu toplumsal amacın bugünkü toplumun olanaklarıyla nasıl gerçekleştirileceği sorusuna somut ve uygulanabilir yanıtlar verebildiği için gerçekçi ve gerçek bir harekettir.
Sovyetler Birliği’nde sosyalizmin çözülüşüyle birlikte, komünizmin dünyada işçi sınıfının, emekçilerin ve tüm insanlığın evrensel kurtuluş seçeneği, umudu olma özelliği yara almıştır. Oysa umutsuzluğa kapılmak için bir neden bulunmamaktadır. Sosyalizm, bugünkü karabasandan kurtuluşun tek yoludur ve bu yolun önü açıktır.
İnsanlığın yeni ve daha ileri bir sosyalizme ihtiyacı var.
Bu yolda örgütlü mücadele vererek ilerleyeceğiz.
Sömürü, sınıf mücadelesi ve sınıfsal kurtuluş, üç temel kavramımızdır: İnsanın insanı sömürmesini ortadan kaldırmak için savaşıyoruz; sömürünün ancak sınıf mücadelesiyle ortadan kaldırılacağını söylüyoruz ve sınıfsal kurtuluşu evrensel kurtuluşun koşulu olduğu için öne çıkarıyoruz. Komünizm, insanlığın evrensel kurtuluş ideolojisidir.
Üretimin ve emeğin örgütlenmesi ile yönetimine ilişkin kapitalist yöntemlerdeki herhangi bir değişiklik, bu sistemin özünü ve kapitalistlerin işçi sınıfına mahkum olma özelliğini ortadan kaldırmıyor. Emek gücü, kapitalist üretim biçiminin vazgeçilemez bir öğesi olmaya, işçi sınıfı ise sistemin “mezar kazıcılığı” işlevini üstlenmeye devam ediyor.
Kapitalist sömürü evrenseldir. Kapitalizm, emek gücünü satmak zorunda kalanları cinsiyetlerine, yaşlarına, renklerine, etnik kökenlerine bakmadan sömürüyor. İlişkileri emek-sermaye, sömüren-sömürülen ekseninde evrenselleştiriyor. Kapitalizm, aynı zamanda söz konusu cins, yaş, renk ve köken farklılıklarını sınıfı bölmenin, sömürüyü yoğunlaştırmanın, insanı aşağılamanın aracı olarak kullanıyor. Kapitalist sömürünün olumsuz evrenselliğine, ancak olumlu bir evrensellikle yanıt verilebilir. Bunu yapabilecek tek sınıf işçi sınıfıdır. İşçi sınıfı evrensel sınıftır; üretim araçlarının mülkiyetinden yoksundur; hiçbir özel çıkara sahip değildir. İşçi sınıfı, insanlığın kurtuluşuna öncülük edecek sınıftır.

Komünistler, bu nedenle işçi sınıfının siyasal mücadelede örgütlenmesi, burjuva egemenliğine işçi sınıfı öncülüğünde son verilmesi ve işçi sınıfının kendi iktidarını kurması için savaşıyorlar.
Kapitalizm, toplumsal işbölümünün, sınıfsal zorun, sınıf farklılıklarının kaynağı ve pekiştiricisi olan özel mülkiyet üzerinde yükseliyor. Sınıflı toplumlarda, mülk sahipleri yönetiyor. Sınıflı toplumu ve zor kullanarak yönetme durumunu yok etmek için özel mülkiyeti ortadan kaldırmak gerekiyor.
Kaldırmak istediğimiz özel mülkiyet, insanın insanı sömürmesine, mülk sahibinin başkasının emeğine hükmetmesine olanak veren; eşitsizliğin, zorun, bencilliğin ve bireyciliğin kaynaklandığı bataklık olan üretim araçlarının özel mülkiyetidir. Fabrikaların, iş makinalarının ve diğer üretim araçlarının küçük bir azınlığın elinde bulunması, ücretli emek sömürüsünün başlangıç noktasıdır. Eşitsizliklerin ortadan kalkması için bu büyük haksızlıktan kurtulmalıyız.
Bunu yapacağız.
Biz, tüm insanların zenginliğe, bolluğa ulaşmasını savunuyoruz. Bu amaca ulaşıldığında, insanın değişmez özelliği olduğu iddia edilen, ama aslında binlerce yıllık eşitsizliklerin birikimine dayanan, üstelik her gün sermaye egemenliği tarafından körüklenen mülkiyetçi, tüketimci ve bencil ideolojilerin yerini, eşitlik ve dayanışmanın alması da mümkün hale gelecek. Zenginliği çoğaltmak ve tüm insanlığa yaymak için zorunlu olanı yapacağımızı ise açıkça ilan ediyoruz: Üretim araçları üzerindeki mülkiyeti elinde tutan bir avuç kapitalisti mülksüzleştireceğiz! Toplumsal zenginlikleri insanca, kardeşçe paylaşacağız.
Eşitlik ve özgürlük için mücadele ediyoruz.
Sömüren-sömürülen, ezen-ezilen, yöneten-yönetilen ilişkisine son vereceğiz.
Komünizm, insanın tüm yaratıcılığıyla ve kapasitesiyle kendini gerçekleştireceği bir özgürlük toplumudur.
Komünizm, üretimin, ilerlemenin, kısaca her şeyin insan için olduğu bir toplumdur. Yeryüzündeki tüm insanlara yeterli miktar ve kalitede giyecek, yiyecek, içecek, barınak sağlanmadıkça ve tüm insanların kültürel gereksinimleri karşılanmadıkça tek bir insan bile özgür olamaz. Bu anlamda eşitlik, insan ve özgürlük sorununun en kritik eşiğidir. Bu eşik geçilmedikçe, insanlık gerçek özgürlük ve kardeşlik yolunda ilerleyemeyecektir.

Özgürlüğe eşitlik yolundan ilerleyeceğiz!
Kardeşler,
Bütün uluslar özgürlük ve eşitliğe layıktır. Komünistlerin mücadelesi yeryüzünde tek bir sömüren ve tek bir sömürülen kalmayıncaya kadar devam edecektir. Ancak biz Türkiye Komünist Partisi’yiz. Biz Türkiye’de yaşayan bütün uluslardan emekçileriz, aydınlarız. Bizim öncelikli görevimiz kendi topraklarımızda eşitlik ve özgürlük bayrağını dalgalandırmaktır.
Ve biliyoruz ki, bu topraklar bereketlidir. Bu topraklarda umut ve direniş hiçbir zaman yok edilememiştir. Emperyalistlerin ve Türkiye egemen sınıflarının onca çabasına rağmen, ülkemiz sömürenler için asla bir dikensiz gül bahçesi haline getirilememiştir.
Nüfusun büyük çoğunluğu için yoksulluk, işsizlik ve baskıdan başka anlam ifade etmeyen sermaye düzeninin sahiplerinin büyük korkusu emekçilerin örgütlenmesi, güçlerini birleştirmesi ve iktidara yürümesidir.
Bu iktidar yürüyüşünü engelleyecek hiçbir güç yoktur. Türkiye’de gelişmiş bir işçi sınıfı, örgütlü mücadeleye ortak olduğunda ayağa kalkacak bir aydın birikimi vardır. Türkiye’nin şimdiye kadar emperyalistler ve işbirlikçileri tarafından talan edilen zenginlikleri, işçi sınıfımız ve devrimci aydınların bu yürüyüşü sonucunda, sosyalist bir toplumun kuruluşuna kaynak oluşturacaktır.
Çözümün ayrı yollardan gitmek olmadığını her geçen gün daha iyi anlayan Kürt ve Türk yoksulları ortak bir yurtseverlik kültürü geliştirdikçe, hedef daha da yakınlaşmaktadır.
Türkiye’de bütün ezilenler için büyük bir fırsat vardır. Bunun bir diğer anlamı şudur: Türkiye insanlık için büyük bir fırsattır. Yıllar boyu emperyalistlere boyun eğme ile, ırkçılık ve gericilik ile, yolsuzluk ve çürüme ile, faşist çeteleri ve halkları birbirine kırdırmayı hedefleyen kirli politikalar ile tanınan ülkemizde madalyonun öbür yüzünü çevirme zamanı gelmiştir.
Sosyalist Türkiye hepimizin eseri, insanlığın onuru olacaktır.

Yola çıkışımız yeni değildir; 1920 yılından bu yana yürüyoruz. Zorlu mücadeleleri, dünyada ve Türkiye’de yaşanan karmaşık gelişmeleri geride bırakarak bugüne geldik.
Şimdi kapitalizmi geride bırakmanın zamanıdır.
Bunun için gereken her şeye sahibiz. Sahip olduklarımızın en değerlisi ise, hepimizin ortak aklı ve vicdanı olan Türkiye Komünist Partisi’dir.
Çağrının sahibi Türkiye Komünist Partisi’dir. TKP işçi sınıfımızı, emekçi halklarımızı, onurlu aydınlarımızı, gençlerimizi; yokluğu, kıtlığı, yoksulluğu, sömürüyü, her türlü baskıyı, zulmü, gericiliği ve zorbalığı ortadan kaldırmak için, sosyalist Türkiye için örgütlenmeye ve mücadeleye çağırmaktadır!

Sosyalizm Programı

I. Temel tanımlar ve amaç

A. TKP’nin niteliği, kimliği

1. TKP, sosyalist devrimin öncü gücü olan işçi sınıfının siyasal mücadele aracıdır.
2. TKP, diğer toplumsal sınıflara işçi sınıfının tarihsel perspektif ve çıkarları doğrultusunda yaklaşır.
3. TKP, hangi sınıfsal kökenden gelirlerse gelsinler, bu perspektif ve çıkarların siyasal mücadelenin belirleyici öğesi olduğunu kabul eden komünistlerin partisidir.
4. İşçi sınıfımız, Türkler, Kürtler ve diğer ulusal, etnik öğelerden oluşan bir bütündür. TKP bu bütünlüğü esas alır ve her tür ayrımcılığa karşı işçi sınıfının siyasal ve örgütsel birliğini temsil eder.

5. TKP, evrensel bir karaktere sahip olan marksizm-leninizmi bütün çalışmalarında kılavuz edinirken, bu öğretinin her ülkede olduğu gibi, Türkiye’de de yeniden üretilmesinin bir zorunluluk olduğunun bilinciyle hareket eder.
6. TKP’nin varlığına temel oluşturan amaç, Türkiye’de sosyalist iktidar mücadelesi vermek ve sosyalizmi kurmaktır. TKP aynı zamanda dünya komünist hareketinin bir parçasıdır.
7. TKP, uluslararası devrimci hareketin tarihsel birikimini Türkiye toprağının kendine özgü dinamikleriyle harmanlar, sosyalizm mücadelesinde bu sentezi görmezden gelen şabloncu, dogmatik ve milliyetçi yaklaşımlara karşı mücadele eder.

B. TKP’nin amacı

1. TKP’nin amacı, sosyalist devrim ve sosyalizmin kuruluşudur.

2. a. Sosyalizmin kuruluş sürecinin başlangıç noktası bir siyasal devrimdir. Bu siyasal devrimin öncü gücü, siyasal ve ideolojik olarak, işçi sınıfıdır.
b. Sosyalist kuruluş için başlangıç noktası olan sosyalist iktidar, bu siyasal devrimin sonucu olarak ortaya çıkacaktır.
c.Sosyalist iktidar, işçi sınıfı ve onun siyasal etki alanında bulunan toplumsal güçlerin kitlesel mücadelelerinin eseri olacaktır.
d. Sosyalist iktidarın nihai hedefi, başka sosyalist toplumlarla birlikte, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünyanın yaratılmasıdır.
3.TKP programı, işçi sınıfı öncülüğünde gerçekleşecek devrim döneminin programıdır. Kapitalizm koşulları altındaki mücadele döneminde, partinin tüm siyasal açılımları bu programın yaşama geçmesinin zorunlu koşulu olan sosyalist iktidar perspektifi doğrultusunu gösterir. İşçi sınıfını örgütlü mücadele içinde siyasallaştırmak, eğitmek ve iktidar odağı durumuna getirmek bu dönemin temel görevidir. TKP, işçi sınıfının ve emekçilerin ekonomik, toplumsal hak ve istemleri için yürüttükleri mücadeleyi, sosyalist iktidar mücadelesiyle bağını kurarak ve kapitalizm koşullarında bu istemlerin ya yalnızca kısmen karşılanabileceğini ya da hiç karşılanamayacağını açığa çıkaracak bir şekilde destekler ve örgütler.

TKP bu görevden hareketle, sosyalist devrim öncesinde,
i. Burjuvazinin her türlü siyasal ve ideolojik saldırılarını püskürtmeye çalışır;
ii. Dünya kapitalist sistemi içinde Türkiye’ye düşen ve düşecek misyonlara karşı durur;
iii. Emperyalizmin ekonomik, siyasal ve kültürel saldırılarına karşı yurtseverlik bilincinin işçi ve emekçi kitlelerde gelişmesine çalışır;

iv. Dinci gericiliğin siyasal ve ideolojik olarak geriletilmesi için işçi sınıfı aydınlanmacılığının güçlenmesine öncülük eder;
v. İşçi sınıfı içerisinde milliyetçi ve faşist ideolojilerin yer edinmesini engellemek için halkların kardeşliğini propaganda eder;
vi. Uluslararası devrim dinamiklerinin çıkarlarını gözetir;
vii. İşçi sınıfının enternasyonalist bilinçle eğitilmesi için çaba gösterir;

viii. Kapitalist sömürünün ürünü bütün çelişki ve sorunlara karşı toplumsal duyarlılığın artırılması ve tepkilerin mücadele kanalına akıtılması için öncülük eder;
ix. Kapitalizmin bütün boyutlarıyla teşhir edilmesi için ideolojik ve siyasal araçlar geliştirir;
x. Sosyalizmden yana güçlerin uyum, birliktelik ve eşgüdümünün sağlanmasına öncülük eder;
xi. Her türden ulusal baskıya karşı mücadele eder ve bu mücadelenin sınıfsal temellere oturtulmasına, ulusal ve sınıfsal dinamiklerin ortaklığının yaratılmasına özen gösterir;

xii. Sosyalizm mücadelesinin önündeki yasal engellerin kaldırılması, bütün antidemokratik uygulamaların işlevsiz kılınması ve emekçi sınıfların örgütlenmesini kısıtlayan her tür düzenlemenin etkisizleştirilmesi için olanaklarını seferber eder.

II. Sosyalist İktidarın Programı

A. Siyasal Yapı

1. İktidar, bir sosyalist demokrasi olarak örgütlenir.

2. a) Sosyalist demokrasi, iktidarın başta üretim süreci olmak üzere, toplumsal yaşamın tüm dokusuna yayılmasıyla mümkündür. Sosyalist demokraside işçi sınıfı, toplumsal örgütlenmeleri aracılığıyla yönetimdedir. İktidar organları, fabrikalar, atölyeler, bürolar, çiftlikler, okullar ve kışlalardan başlayarak yukarıya doğru uzanır.
b) TKP, toplumun bütün kesimlerini yönetime katacak yerel iktidar organlarının yaratılmasını ve bu organların yetkinleşmesini özendirir ve güvenceye alır.
3. a) Yönetim kademelerini aşağıdan yukarıya oluşturan bütün örgütlenmeler, kendi yönetimlerini özgür seçimlerle belirler. Seçmenler, bütün organlara seçtikleri temsilcilerini, görev dönemleri tamamlanmadan “geri çağırma” hakkına sahiptirler. Bu hakkın kullanımı yasalarla düzenlenir ve güvence altına alınır.
b) 16 yaşına girmiş her yurttaş, bütün yönetim kademeleri için seçme ve seçilme hakkına sahiptir.
c) Sosyalist iktidarda yasama, hükümet oluşturma ve yürütmeyi denetleme konularında en yüksek organ Meclis’tir.

d) Meclis, yerel iktidar organlarıyla bağlantılı olarak çalışır ve onlarla bir bütün oluşturur.
e) Yerel örgütlenmeler, sorumluluk alanlarından seçilen ya da atanan yöneticileri gerektiğinde görevden alma hak ve sorumluluğuna sahiptir.
f) Toplumun tüm birimlerinde ve toplumsal faaliyet alanlarında kurulan yerel örgütlenmeler, kendi birimleri ve alanları içinde yasalar çerçevesinde karar alma ve uygulama organlarıdır. Yerel örgütlenmeler, bireye, bizzat içinde yaşadığı en küçük birimden başlayarak toplumsal yaşama müdahale etme olanağı sunar, sosyalist insanın bütünsel gelişimi için uygun ortamı sağlar, kitlelerin siyasal ve hukuksal karar alma ve uygulama mekanizmalarıyla (tüm devlet organları ve Meclis) sürekli bir iletişim, etkileşim ve denetim ilişkisi içinde bulunmalarını güvence altına alır.
g) TKP, Meclis’e ve diğer yönetici kademelere seçilen temsilcilerin bağlı bulundukları üretim ya da hizmet kollarından kopmamaları için özel önlemler alır. Sosyalist demokrasinin, üretim ve karar mekanizmaları arasındaki bağların dolayımsız duruma getirilmesiyle mümkün olacağını her zaman hesaba katar.
4. a) Yönetim mekanizmalarının ve buradaki görevlilerin işçi sınıfından kopmalarını ve toplum çıkarlarına yabancılaşmalarını engelleyecek önlemler alınır.

b) Devlet örgütlenmesinde yöneticilik sorumluluğu olan kişilerin bütün toplumsal örgütlenmelerin gereksinim ve sorunlarından düzenli biçimde haberli olmalarını sağlayacak, toplumsal olarak denetlenen iletişim mekanizmaları kurulur.
c) Yöneticilerin görevlerini yerine getirebilmeleri için onlara sağlanacak olanaklar toplumsal olarak izlenebilir ve denetlenebilir saydamlıkta olacaktır. Bu olanakların kişisellikten uzak, yöneticilerin kolektif çalışma bilinçlerini her zaman diri tutacak nitelikte olması zorunludur.
5. Türkler ve Kürtler sosyalist Türkiye’nin eşit kurucu unsurlarıdır. Kapitalist Türkiye’nin baskın özelliği olan ayrımcı, şoven uygulama ve yaklaşımların bütünüyle tasfiye edilmesi için önlem alınır.
6. TKP, sosyalist demokrasinin gereği olan devletin her yurttaşı kapsaması hedefini göz önüne alarak, devlet mekanizmasının etkili ve üretken olmasını sağlayacak politikaları geliştirir; devlet-toplum ayrımının bu biçimde ortadan kaldırılacağını savunur. Devletin nihai olarak sönümleneceği göz önünde bulundurulduğunda ve bu doğrultuda, sömürücü sınıf ve ideolojilerin varlık zeminlerinin de ortadan kalkmasıyla birlikte, devletin baskıcı işlevleri tasfiye olacaktır.

B. Temel Özgürlükler

1. Anlatım, propaganda ve örgütlenme özgürlükleri, sosyalist toplumun kuruluşu ve yetkinleşmesi için vazgeçilmezdir.
2. İnsanın insanı sömürmesini açık ya da dolaylı biçimde savunan, savaş kışkırtıcısı, din istismarcısı, ırkçı ve faşist düşünceler toplumun özgür gelişiminin önünde engel oluşturdukları için propaganda ve örgütlenme özgürlüklerinden yararlanamazlar.
3. Sosyalist toplumun gelişimine engel oluşturan, ahlaki çöküntü ve yabancılaşmaya yol açan insan kaçakçılığı, fuhuş, kumar ve uyuşturucu madde ticareti yasaklanır.
4. Ulusal ve etnik köken hiçbir biçimde bir ayrıcalık ya da dışlanma-ezilme nedeni olamaz.

5. Yaşayan dil ve kültürlerin korunup geliştirilmelerine olanak sağlanır.
6. Cinsiyet farklılığının ayrımcılığa yol açmasına karşı ekonomik, siyasal, ideolojik ve kültürel önlemler alınır.
7. Aşiret yapıları tamamen ortadan kaldırılır ve bu yapıların kültürel ve ideolojik alanlardaki izlerinin bütünüyle silinmesi için çaba gösterilir.
8. Temel özgürlüklerin yaşama geçirilmesi için yazılı ve görsel iletişim, toplantı ve gösteri yapma olanakları bütün toplumsal örgütlenmelerin hizmetine verilir.
9. Seyahat etme serbestliği, konut dokunulmazlığı, haberleşme gizliliği sağlanır.

10. a) Adalet mekanizması en küçük yerellikten başlayarak toplumsal iktidar organlarının katılımıyla oluşturulur. Mahkemelerde gerek bu organlarca belirlenen yurttaşlar, gerekse meslekten yargıçlar görev alır. Hukukun üstünlüğü sağlanır.
b) Ceza ve infaz yasaları, suçların önemli bir bölümü toplumsal kaynaklı olduğundan, toplumun suça karşı korunması gereği göz ardı edilmeksizin, bireye sosyalist toplumda yer alma bilincinin ve yeteneklerinin sağlanması doğrultusundaki politikaları içerir.
c) Savunma hakkı, suçlama başladığı andan itibaren devlet tarafından korunur.
d) İç güvenlik örgütlerinin sosyalizmin ideallerine uygun ve emekçi halkın denetimine açık olarak düzenlenmeleri sağlanır.
e) Gözaltındaki, ya da cezaevindeki kişilere fiziki veya manevi baskı yapılamaz. Hiç kimseye, hiçbir koşul ve durumda işkence uygulanamaz.

f) Hiçbir durumda ölüm cezası verilemez.

C. Ekonomik Yapı

1. TKP, toplumdaki eşitsizliklerin temel kaynağı olan üretim araçlarındaki özel mülkiyeti, belli bir program çerçevesinde tümüyle ortadan kaldırmaya yönelik bir ekonomik politika izler.
2. a) Toprak da içinde olmak üzere bütün üretim araçları, doğal kaynaklar ve yeraltı zenginlikleri kamu mülkiyetindedir.
b) Üretim araçlarında kamu mülkiyetinin dışındaki biçimlerin tasfiye sürecinde, üretimin sürekliliğinin sağlanması ve emekçilerin siyasal ve ideolojik inisiyatifinin, tasfiyenin temel gücü olması için gerekli önlemler alınır.

c) Değişik mülkiyet biçimlerinin bir arada var olacağı geçiş dönemi boyunca, ekonominin sosyalist öğeleri, yasalar ve siyasal iktidarın gündelik politikalarıyla ayrıcalıklı duruma getirilir, diğerleri karşısında korunur.
3. Sosyalist ekonominin temel amacı, tüm toplumun refah içinde yaşaması, yurttaşların yaşama koşullarının her geçen gün iyileştirilmesidir.
4. Bütün ekonomik etkinlikler toplumsal denetime açık duruma getirilir ve toplumsal kaynakların israfı, rüşvet, yetkilerin kötüye kullanılması, disiplinsizlik ve tembellik gibi olgulara karşı etkin yönetsel, ideolojik, ekonomik ve hukuksal önlemler alınır.
5. Bankalar, sigorta şirketleri ve tüm diğer finans kuruluşları kamulaştırılır, sosyalist ekonominin gelişimi açısından gereksiz olanları tasfiye edilir.
6. Dış ticaret yalnız devlet eliyle yürütülür.

7. a) Ekonomik gelişme, işçi sınıfı iktidarında planlanabilir bir süreçtir. Sınıf çelişkilerinin tasfiyesi sürecinde ekonominin bütün öğelerinin uyumlu birlikteliğini ve üretimin toplum yararına gerçekleşmesini sağlayacak olan unsur, merkezi planlamadır.
b) Planlama, tabandan başlayarak emekçi inisiyatifinin gelişmesi ve üretim sürecindeki karar mekanizmalarının demokratikleşmesi ile birlikte yaşama geçer.
8. Sosyalist planlama, bilimsel ve teknolojik birikimin toplumun yararına kullanılmasına ve geliştirilmesine öncelik verir.
9. a) Sanayileşme ve kalkınmada, Türkiye’nin yeterli düzeyde sahip olduğu kaynaklara (madenler, toprak, enerji, nitelikli emek gücü) dayanılarak bir atılım örgütlenecek, ülke ekonomisinin dışa bağımlılığına son verilecektir.
b) Sosyalist ekonominin kendi gücüne dayanarak ayakta kalması, onun içe kapanması anlamına gelmez. Ekonominin bağımsızlığı, onun sınıf karakteriyle ve emperyalist dünyanın bir parçası olmaktan çıkması ile sağlanır. Bağımsızlığın ve ülkedeki sınıf çıkarlarının gözetildiği dış ekonomik ilişkiler, sosyalist ekonominin gelişimine hizmet edecek biçimde düzenlenir.

c) Emperyalist ülkelerle yapılmış, ülkemiz emekçilerini büyük bir borç yükü altına sokan, ülkeyi bağımlı duruma getiren bütün anlaşmalar geçersizdir, tek yanlı olarak feshedilir.
d) Diğer sosyalist ülkelerle kalıcı, uyumlu ve enternasyonalizmin ruhuna uygun bir ekonomik bütünleşme sürecinin gerçekleşmesi için çaba gösterilir.
10. Sosyalist ekonomik yapıda üretilen tüm zenginlik, toplumun kolektif gereksinimleri için gereken miktar ayrıldıktan sonra emekçilere ücret olarak geri döner. Ücretlerin belirlenmesinde “herkesten yeteneğine göre, herkese emeğine göre” ilkesi, sınıfsız topluma giden yolun ilk aşamalarında geçerliliğini sürdürecektir. Bununla birlikte, asıl hedef olan “herkese ihtiyacına göre” ilkesinin giderek öne çıkmasını gözeten politikalar geliştirilecektir.
11. Çalışma süresinin kısaltılması, yeni insanın yaratılmasında en önemli araçlardan ve sosyalist toplumun temel hedeflerinden biridir.
12. Fiziksel emek kullanımını en aza indirmek ve tüm insanların zihinsel üretim potansiyelini harekete geçirmek, sosyalist toplumun bir diğer temel hedefidir. Tarım ve sanayi üretiminde ileri teknikler kullanılarak, öncelikle insana yakışmayan koşullarda gerçekleşen işlerin makineler tarafından yerine getirilmesi sağlanır.

13. Sosyalist ekonomide çalışabilir durum ve yaştaki tüm yurttaşlara iş güvencesi ve çalışma hakkı sağlanır. Devlet bu iki temel hakkı hiçbir durumda ortadan kaldıramaz.
14. Çalışamayacak durumda olanlar, yaşlılar ve emekliler sosyalist devletin güvencesi altındadır. Bu yurttaşlara insanca bir yaşam düzeyi ve eşit olanaklar sağlanır.
15. Sendikalar sosyalist kuruluş sürecinde işçi sınıfının yönetime katılma, sosyalizmin temellerini sağlamlaştırma ve onu koruma araçlarından bir tanesidir.
a) Sendikalaşma ve grev hakkı, tüm emekçileri kapsayan bir biçimde yasalarla güvence altına alınır.
b) Sendikalar ve işyerlerindeki iktidar organları, çalışma koşullarının iyileştirilmesi, işçilerin dinlenme, kültür ve spor olanaklarının genişletilmesi için yetkilidirler.

16. a) Tarım emekçilerinin, özgür çiftçiler olarak kolektif çiftliklerde ve tarım proleterleri olarak devlet işletmelerinde toplanmaları için siyasal ve ideolojik mücadele verilir. Kolektif çiftliklerin kamu mülkiyetine uyumlu ve onunla çelişmeyecek biçimler bulması sağlanır.
b) Tarımsal üretimde değişik kolektif biçimlerin uyumu gözetilirken, gelişkin biçimlere yönelinmesi için çaba gösterilir.
c) Toprakta özel mülkiyetçi ideolojiyi besleyen her tür dinamiğe karşı mücadele edilir.
d) Tarımsal üretimde dışa bağımlılığa son verilir.
17. TKP, ekonomik politikaların kentler ile kırlar arasındaki ayrımları azaltma hedefi ile uyumlu olmasına dikkat eder.

18. Üretim sürecinde ortaya çıkan her tür yabancılaşmaya, özellikle işçi-makine, işçi-ürün yabancılaşmasına karşı önlem alınır.

D. Dış Politika ve Savunma

1. Emperyalizmin bütün askeri, ekonomik, mali, kültürel ve siyasal örgütlenmelerinden çıkılır. Bu örgütlenmelerle geçmişteki ilişki ve bağların yol açtığı ülke çıkarlarına aykırı bütün anlaşma ve yükümlülükler geçersizdir.
2. Eşit katılımı sağlayan, karşılıklı çıkarları koruyan ve barışa hizmet eden bütün uluslararası kuruluşlarda yer alınır. Bu kuruluşların uluslararası ilişkilerin iyileştirilmesi, emperyalist ülkelerin hareket alanının daraltılması ve uluslararası gericilikle mücadele amaçlarına hizmet etmesi için etkin bir çaba gösterilir.
3. Bütün sosyalist ve devrimci iktidarlarla dayanışmaya gidilir. Emperyalizmin gücünü ve etkinliğini geriletici bölgesel/uluslararası birlikteliklerin oluşturulması ve güçlendirilmesi için girişimci ve destekleyici tutumlar sergilenir.

4. a) Toplumda enternasyonalist bilincin gelişmesi ve süreklilik kazanması için gereken önlemler alınır.
b) Kapitalist ülkelerdeki devrimci ve komünist hareketlerle dayanışma geliştirilir.
c) Komünist, sosyalist, anti-emperyalist, anti-faşist, savaş aleyhtarı görüşleri nedeniyle kendi ülkelerini terk etmek zorunda bırakılan kişiler, sosyalist toplumumuzun ve yasaların güvencesi altındadır.
5. a) Ülkenin temel savunma unsuru, silahlı kuvvetlerdir.
b) Silahlı kuvvetler, sosyalist toplumun hizmetindedir. Silahlı kuvvetlerin topluma yabancılaşması önlenir. Silahlı kuvvetler barış zamanlarında üretim sürecinde görev üstlenir.

c) Askerlik, kadın ve erkek bütün yurttaşlara zorunludur. Askerlik süresi uluslararası ilişkilerin durumuna göre belirlenir.
d) Silahlı kuvvetler çağın gereklerine uygun bir örgütlenme ile teknolojik gelişmelere uyum sağlar. Ülkenin savunma gücünün ayakta kalması için her tür önlem alınır. Silah sanayisinin ulusal karakteri geliştirilir ve titizlikle korunur.
e) Savaş hali uygulamasına karar verecek tek organ Meclis’tir.
f) Emperyalist bir saldırı karşısında ülkenin bütün siyasal, örgütsel, ekonomik ve beşeri potansiyeli harekete geçirilir ve savaş, tüm halkın katılımıyla, devrimci ve yurtsever bir savaşa dönüştürülür.
g) Silahlı kuvvetler içinde ast-üst ilişkilerinde demokratik normlar yerleştirilir, hiyerarşik düzen kültürel ve ideolojik eğitim süreçlerinin yardımıyla sağlanır. Silahlı kuvvetlerin daimi personeli, yalnız askerlik alanında değil, sosyalist toplumun gereksindiği bireyler olarak yetiştirilir.

h) Silahlı kuvvetler mensupları, seçme ve seçilme hakkı dahil olmak üzere, diğer yurttaşlara tanınan bütün siyasal ve sosyal haklara sahiptir.
i) Silahlı kuvvetlerin enternasyonalist karakteri korunur ve güçlendirilir.
j) İç güvenlik gerksinmeleri, silahlı kuvvetler bünyesinde kurulan halk milisleri ile karşılanır.

E. Yeni İnsanın Yaratılması

1. Yeni insanın yaratılması, sosyalizmin kuruluşunun hem bir göstergesi, hem bir sonucu, hem de aracıdır. Yeni insan, ideolojik, kültürel ve fiziki varlığıyla bir bütündür. Toplum ve devlet, bu bütünün uyumlu ve sağlıklı gelişmesinden sorumludur.

2. TKP, bireylerin kendilerini toplumsal olarak ifade edebilmeleri, kolektif bilince sahip, insanların ve bütün ulusların eşitliği ve kardeşliğine inanan kişiler olarak yetişmeleri için eğitim, kitle iletişimi, siyasal ve kültürel yaşam, sağlık, spor etkinlikleri gibi alanları ayrı ayrı değil, bir bütün olarak değerlendirir.
3. Bütün yurttaşları kapsayan ve her tür insani gereksinimi içeren bir sosyal güvenlik sistemi oluşturulur.
4. a) Eğitim, bütün aşamalarında parasız sunulan kamusal bir hizmet olarak toplumun çıkarları doğrultusunda yeniden örgütlenir. Bütün özel eğitim kurumları kamulaştırılır.
b) Eğitim, insanın yetenek ve yaratıcı gücünü ortaya çıkaran, geliştiren bilimsel içerikli bir etkinliğe dönüştürülür.
c) Anadilde eğitim, sosyalist devletin güvencesi altındadır. Ülke ve bölgede yaşayan halkların birbirlerinin dil ve kültürlerini daha yakından tanımaları eğitim sisteminin amaçları arasındadır.

d) Yabancı dil eğitim politikası, insanlığın kültürel ve bilimsel birikiminden azami ölçüde faydalanmak ve halklar arası kardeşliği güçlendirmek hedefi doğrultusunda belirlenir.
e) Herkesin istediği alanda öğrenim görebilmesi, toplumun gereksinimleri de gözetilerek sağlanır.
f) Eğitim politikalarında öğrenim kurumlarının bütün öğeleri söz sahibidir. Öğretmenler, öğrenciler, veliler ve eğitim kurumlarındaki hizmet işçileri ayrı ve birleşik örgütlenmelerle eğitim politikalarının oluşturulmasına katılırlar.
g)Yeni insanın sınıfsız topluma giden süreçte, aynı zamanda “mücadele eden insan” olduğundan hareketle, eğitim, sınıfsız-sömürüsüz bir dünya için verilen mücadeleye bilimsel ve ahlaki açılardan yardımcı olur.
h) 18 yaşın altındaki çocuk ve gençlerin, eğitim süreçlerinin bir parçası olmayan işlerde çalışmaları/çalıştırılmaları yasaktır.

i) Okuma, yazma bilmeyen tek bir yurttaşın kalmaması sosyalist toplumun en temel görevlerinden birisidir. Ayrıca hiçbir yaş sınırlaması olmaksızın insanların bilgi ve becerilerini geliştirebilmeleri için her tür olanak sağlanır.
5. Bütün özel hastane ve sağlık kuruluşları kamulaştırılır. İlaç ve tedavi giderleri dahil bütün sağlık hizmetleri parasızdır ve devlet tarafından karşılanır. İnsan sağlığını bozucu her tür etkenin ortadan kaldırılması için mücadele edilir, ve koruyucu hekimlik ve basamaklı sağlık hizmeti uygulamaları yaygınlaştırılır.
6. İnsanlar moral ve fiziki açılardan kendilerini yeniden üretecekleri mekanlarda yaşama hakkına sahiptir. Bu hak doğrultusunda herkese gereksinimine uygun konut sağlanır. Konutların deprem, sel ve diğer doğa olaylarından etkilenmeyecek sağlamlığa sahip olmaları için gereken her tür önlem alınır. Konutlarda ısınma, elektrik enerjisi ve su bedelsiz olarak sağlanır.
7. Toplumun kullanımına sunulan mal ve hizmetlerin fiyatları, toplumun entelektüel gelişiminin hızlandırılması ve tüketim alışkanlıklarının yeni insanın yaratılması mücadelesine yardımcı olacak biçimde değiştirilmesi hedefleri de dikkate alınarak belirlenir.
8. Yeni insanın yaratılması mücadelesinin önemli bir parçası, kadın ve erkek arasında toplumsal etkinlik, fırsat eşitliği ve toplumsal roller açısından tarihsel süreç içinde ortaya çıkmış ayrım ve çelişkilerin ortadan kaldırılmasıdır.

a) TKP, yasalarla güvenceye alınan kadın haklarının yaşamın bütün alanlarında gerçek ve kalıcı bir kazanıma dönüşmesi doğrultusunda mücadele eder, cinselliğin kadını aşağılayıcı ideolojik roller üstlenmesine, kadınlara yönelik her tür ayrımcılığa karşı durur.
b) Kadının ev işleri ve çocuk bakımına bağımlılığının nedeni olan cinsiyet farklılığına dayalı işbölümünün bütün toplumsal ve ideolojik yönleriyle tasfiye edilmesi için gereken mücadele verilir. Yemek, temizlik ve çocuk bakımı gibi kapitalist toplumda kadının üzerine çöken yükler, kolektif olanaklar seferber edilerek toplumun bütünü tarafından üstlenilir. Bu doğrultuda planlı kentleşmenin önemli bir parçası olan kreş, yemekhane ve çamaşırhaneler yaygınlaştırılır.
c) Kadınların siyasal ve kültürel yaşama etkin bir biçimde katılmaları için her tür örgütsel olanak yaratılır.
d) TKP, ailenin kapitalizm koşullarında üstlendiği iktisadi ve ideolojik işlevlerinden arındırılması ve sevgi temelinde gönüllü birlikteliklere dönüşmesi için mücadele eder.
9. Çocukların bakımı, beslenmesi, sağlıklı bireyler olarak gelişimi ve eğitimi, sosyalist devletin güvencesindedir.

10. Gençlerin mümkün olan en erken yaştan başlayarak toplumsal yaşamın bütününe, siyasal karar alma süreçlerine, kültürel, sanatsal, bilimsel üretime katılabilmeleri özendirilir. Parçası oldukları eğitim veya spor kurumları ile yerelliklerde diğer yurttaşlarla eşit hak ve sorumluluklara sahip olmaları için olanak sağlanır. Sosyalist toplum, kapitalist toplumda baskı altında tutulan gençliğin yaratıcı enerjisini açığa çıkaracak, gençliği her alanda özgürleştirecektir.
11. Kapitalizmin her türlü toplumsal etkinlikten uzaklaştırarak kimsesiz ve desteksiz bıraktığı yaşlıların yeni toplumun eşit, bakımlı, kamusal yaşama katılmaları özendirilen yurttaşlar olarak yaşamaları için gerekli bütün maddi ve manevi koşullar oluşturulur.
12. Engellilerin eğitim ve üretim süreçlerine ve toplumsal yaşama katılmalarının koşulları yaratılır.
13. Sanat, yeni insanın kendini özgürce gerçekleştirmesine katkı sağlayacak önemli alanlardan biridir.
a) TKP, sanatçı yaratıcılığının özgürleşmesini hedefleyen girişimlere öncülük eder.

b) Sanatın özgür bir ortamda toplumsallaşması, sanat emekçilerinin örgütlenmesi, sanatın insana ulaşmasını önleyen bütün engellerin kaldırılması, TKP’nin temel amaçlarındandır. Bu doğrultuda;
i. Sanat emekçilerinin, kendilerine ayrılacak toplumsal olanakları örgütlü ve kolektif olarak kullanmaları gözetilir.
ii. Devletin sanatsal üretimde yeni ve farklı yaratma biçim ve tekniklerinin gelişmesine engel değil destek olması esastır.
iii. Sanat ürünlerine yönelik her tür sansür kaldırılır.

iv. Sanatın metalaşmasının önüne geçilir.
v. Sanatsal üretimin bir azınlık uğraşı olmaktan çıkması ve yaygın bir toplumsal uğraş haline gelmesine çalışılır.
vi. TKP, sanatsal ürünlerin sosyalist toplumun ve yeni insanın gereksinimleriyle çelişkiye düşmemesi için ideolojik mücadele verir.
c) Kültürel ve tarihsel miras korunur ve tüm halkın erişimine açılır.

14. Bilim ve bilimsel faaliyet sosyalist toplumun yetkinleştirilmesinde ve yeni insanın yaratılmasında temel başlıklardan biridir. Bilim ve teknolojinin sömürüyü artırmak amacıyla ya da sömürünün artmasına izin verdikleri ölçüde geliştirilebildiği, metalaştırıldığı, geniş kitlelere yabancılaştırıldığı koşulların sona ermesiyle bilimsel faaliyetin toplumun bütünsel çıkarları doğrultusunda yürütülmesi mümkün hale gelecektir. Bilimsel çalışmalara ayrılan kaynakların belirlenmesi ve dağıtım kararlarına bilim insanlarının örgütlü olarak katılmaları sağlanacaktır. Bilim insanlarının yürüttüğü çalışmalar sonucunda ortaya çıkan kazanım ve ürünler bütün insanlığın ortak malıdır.
15. a) Kapitalist toplumda ticarileştirilen ve profesyonel bir faaliyet haline getirilen sporun yerini spor yapma olanaklarının her yaş, cinsiyet, meslek ve bölgeden bütün insanlara sunulduğu bir toplumsal örgütlenme alacaktır.
b) Sporun yıkıcı, düşmanlaştırıcı bir rekabeti değil sağlık, eğlence ve dayanışmayı esas alması ve geliştirmesi hedeflenir.
c) Spor, özel mekanlara sıkıştırılmak yerine işyerlerine, okullara, bütün yerleşim birimlerine yaygınlaştırılır. Geniş kitlelerin pasif izleyici durumundan çıkmaları özendirilir.
16. a) Herkes inanç özgürlüğüne sahiptir. Hiçbir kurum, insanlar üzerinde manevi baskı kuramaz.

b) Dinin siyasallaşmasının önüne geçilir. İnsanların dinsel inanışları hiçbir resmi belgede yer almaz.
c) Din, eğitim kurumlarında toplumsal bilimlerin bir araştırma konusu olarak ele alınır.
d) TKP, her türden metafizik inanışın yerine insanlığın bilimsel kazanımlarının geçirilmesi için verilecek siyasal-ideolojik mücadelelerin öncüsüdür.
17. a) Çevre ve kültür değerleri, ticari birer meta olmaktan kurtarılarak devlet tarafından korunur ve tüm toplumun kullanımına açılır. Kıyıların, ormanların, doğal ve tarihsel zenginliklerin tahrip edilmesine karşı ağır yaptırımlar uygulanır.
b) Sosyalist sanayileşme ve kentleşme politika ve uygulamalarında çevre ve insan sağlığının korunması öncelikli olarak gözetilir. Çevre politikasının belirlenmesinde ve somut uygulamalarda toplumun bütününün ve ilgili toplulukların örgütlü biçimde yer almaları sağlanır.

c) Ekonomik, sosyal ve kültürel açılardan kentlerin kırlara karşı göreli üstünlüğünden kaynaklanan eşitsizliklerin giderilmesi doğrultusunda önlem alınır.
d) Kentlerde toplu taşımacılık yaşama geçirilir ve ücretsiz kamu hizmetine dönüştürülür. Kent içi ve kentler arası ulaşımda karayollarının kapitalist toplumda kazandığı ağırlık azaltılarak, daha güvenli ve verimli ulaşım biçimleri yaygınlaştırılır.
e) Doğal afetlerin yıkıcı etkilerini yok etmek için gerekli kaynakların ayrılması, bu yönde bilimsel çalışmalar yürütülmesi sosyalist devletin sorumluluğudur. Bu çalışmalar halkın bilgisine, katılım ve denetimine açıktır.

http://www.tkp.org.tr/tkp-programi



AKP’ye Öfke, Sermayeye Öfkedir
6 Nisan, 2008, 8:50 pm
Kategori: Uncategorized | Etiketler:

AKP’ye öfke, sermayeye öfkedir

AKP'ye karşı mücadele yaşamsaldırAKP’yi istemiyoruz. Çünkü, Adalet ve Kalkınma Partisi, Türkiye’de sermaye egemenliğinin bütün bir Cumhuriyet tarihine yayılan çürütücü etkisinin cisimleşmiş halidir. Sermaye egemenliğinin rotası piyasanın sınırsız özgürlüğüdür, AKP için ise piyasa kutsaldır, tanrılaştırılmıştır. Sermaye egemenliği başından beri emperyalizme eklemlenmek, “dışarıda” kalmamak için çabalamıştı, AKP ülkenin ruhunu emperyalizme teslim etmeye yemin etmiş durumda. Sermaye egemenliği bir yandan laiklik derken, öte yandan sürekli olarak gericiliği palazlandırmıştı, AKP artık bu işin adını koymaya karar vermiş durumdadır: İsim babası ABD, Ilımlı İslam Cumhuriyeti’nde karar kılmıştır.

AKP sermaye egemenliğinin bu ülkeye armağınıdır. Bunun başımızdaki son bela olması için harekete geçmekten başka çaremiz bulunmuyor.

Teori önemlidir, strateji, taktik, doğrultu… Bunlar olmadan devrimci mücadele olmaz. Ancak AKP karşısında açık bir öfke duymuyorsa bir kişi, bilinki onun ülkesiyle ilişkisi bozulmaya başlamış, topluma karşı sorumluluk duygusu büyük ölçüde azalmıştır. Unakıtan “babam olsa satarım” dediğinde koltuğundan kımıldamayan, “borç yiğidin kamçısıdır” sözüyle memleketin borçlarını rasyonalize etmeye çalışan başbakanı sakin sakin izleyen, türban ve benzer gerici atakların acısını yüreğinde hissetmeyen bir kişi devrimci olabilir mi? Hele hele bir komünist, AKP hükümetinin pervasız uygulamaları karşısında “ne farkları var birbirilerinden” duygusuzluğuna esir düşebilir mi?

Fark şuradadır: AKP gerçektir, güçlüdür, inisiyatif sahibidir ve gündemdir! AKP’yi merkeze koymamak, 12 Eylül karanlığında cuntayı bırakıp Demirel’le Ecevit ‘le uğraşmak gibidir.

Bugün AKP ile uğraşmak, hep söylediğimiz gibi, cümle sermaye aktörüyle aynı anda uğraşmaktır.
Bunun için “AKP’yi Istemiyoruz” diyoruz. Bu kadar ciddi bir saldırı karşısında dahi kıpırdamayan bir sınıf olarak tarihe geçmesin diye işçi sınıfımız, sermaye diktatörlüğünün en gelişkin ifadesi olan AKP’ye direnç örgütlemeye çalışıyoruz.

Öfkemizi büyütmeye, siyasallaştırmaya yöneliyoruz.

Canımız acıyor, AKP can acıtıyor. Buna kayıtsız kalmayanlara, AKP’ye bu cesareti veren nedenleri anlatmak, AKP’yi ortaya çıkaran koşulları göstermek boynumuzun borcu. Ama yürürken, mücadele ederken, tek bir saati bile boşa harcamadan yapmak gerekiyor bunları.
Böyle bir odaklanma olmazsa ne mi olur?

Bir şey olmaz, bir şey fark etmez! Ha Che’li tişört, ha türban!

TKP Siyasi Komite
Şubat 2008

Kaynak:

http://www.tkp.org.tr/yayinlar/komunist/sayi-316/akp-ile-mucadele-yasamsaldir



Kuyruk Sıkışması
4 Nisan, 2008, 12:34 am
Kategori: Uncategorized | Etiketler:
Kuyruk sıkışması
3 Nisan 2008, Perşembe

Fethullah Gülen basınının yurtsever, ilerici güçlere dönük sistemli saldırısı sürüyor. Üniversitelerde yükselen AKP karşıtı seslerden rahatsız olan Aksiyon dergisi son sayısında yurtsever öğrencilerin eylemlerini “derin sol bir tertip”in parçası olarak değerlendirdi. TKP’li Öğrenciler bu değerlendirmeye ilişkin bir açıklama yaptı.

resim

soL Üniversitelerde yükselen AKP karşıtı eylemler, özellikle siyasi iktidara yakın medya organlarında çok fazla rahatsızlık yaratıyor. Yurtsever öğrencilerin eylemleri sırasında işi hedef göstermeye kadar götüren, öğrencilerin daire içine alındığı fotoğrafları yayınlamakta bir sakınca görmeyen Vakit, Bugün, Zaman, Yeni Şafak gibi gazetelere son sayısıyla haftalık Aksiyon dergisi de eklendi. Yurtsever öğrencileri, AKP karşıtı muhalefeti daha ince bir şekilde hedef göstermeye çalışan Aksiyon dergisinin son sayısının kapağı “Derin sol tertip”. AKP’ye karşı çok açık bir muhalefet yürüten, AKP’nin gerici, Amerikancı ve piyasacı yüzünü eleştiren öğrencilere “derin sol bir tertip”in parçası olmayı yakıştıran haber üzerine TKP’li Öğrenciler bir basın açıklaması yaptı. Açıklamanın tam metnine aşağıda yer veriyoruz.

Kuyruk sıkışması

AKP Türkiye Cumhuriyeti’ni tasfiye operasyonunda tökezlerken sola saldırmaya devam ediyor. Memleketimizi Amerikancı, gerici, piyasacı bir muz cumhuriyetine çevirmek üzere yorulmadan çalışan işbirlikçi yobaz takımı önlerindeki engeli pek güzel tespit etmiş bulunuyorlar. Ayaklarına takılan tökez değil ama önlerine dikilecek duvar olacak olan ilerici, anti-emperyalist emekçileri, öğrencileri, aydınları ne yapsalar da başamayacaklar.

Fethullah hocanın haftalık dergisi “Aksiyon” bu hafta “Derin Sol Tertip” manşetiyle çıktı. Son haftalarda üniversitelerde yükselen AKP karşıtı muhalefetten oldukça rahatsız olanlar yapılan eylemleri ülkeyi istikrarsızlığa götüren “derin sol bir tertipin” parçası olarak değerlendiriyor. Konuya “terör” başlıklı sayfalarında yer vererek daha fazla çamur sıçratmaya çalışıyor. Ve  Ergenekon operasyonuyla muhaliflerini çetecilik ve darbecilikle karalamayı adet edinen AKP basını bu alışkanlığını sürdürüyor. AKP üniversite gençliğinin muhalefeti karşısında yaşadığı kuyruk sıkışmasını aşmak için daha da saldırganlaşıyor.

AKP’nin etrafa darbeci, çeteci diye saldırması kendisini yönlendirenler hakkında fazlaca ipucu veriyor. Akıl hocası Fethullah hoca AKP’ye -merkeze yakın olmanın avantajıyla-  yeni Amerikan taktiklerini veriyor olsa gerek; bir ülkeyi işgal mi edeceksin önce o ülkeyi terörist ilan et. Birileri hoşuna gitmeyen eylemlerde mi bulunuyor hemen onları anti-demokratik ilan et. “Büyük birader” dünyayı işgale çıkarken aynı yalanlara başvuruyor, işbirlikçisi AKP de  Türkiye’yi emperyalistler ve parababaları için dikensiz gül bahçesine çevirmek için karalamaya devam ediyor. Nasıl Irak’ta ABD işgaline karşı  savaşan direnişçiler terörist değilse, bugün AKP’ye karşı mücadele eden üniversiteliler de çeteci değildir.

Çetecilik ve tertipçilik ülkemizde AKP’ye ve bu partinin köklerinin dayandığı gerici, faşist hareketlere özgü kavramlardır. Tarihleri onlarca katliamlarla, aydınlarımıza dönük hain suikastlerle dolu olanlar asıl çetedir. Eserleri olan onca pisliği gizlemek zorunda olanlar tertip düzenlerler, Sivas’ta insanlarımızı diri diri yakanlar, Uğur Mumcu’yu, Hrant Dink’i vuranlardır tertipçi. Oysa ki solcuların, yurtseverlerin bu ülkenin aydınlık insanlarının saklayacağı pislikleri yoktur. Bizim ancak halkımıza anlatacak doğrularımız vardır ve bugün bu doğruların başında AKP’nin gericiliği, piyasacılığı, işbirlikçiliği gelmektedir.

Üniversiteli gençler olarak emekçi halkımıza doğruları anlatmaya ve bu doğruları her ne pahasına olursa olsun savunmaya devam edeceğiz. Bizi ne büyük biraderin işgalleri ne de küçük kardeş AKP’nin tehdit ve karalamaları korkutabilir. Üniversitelerde ve memleketin her yanında AKP karşıtlığına devam edeceğiz. AKP’nin ekonomik istikrar yalanları atarken çıkardığı “sosyal güvenlik” yasası ile nasıl da emekçilerin haklarını gasp ettiğini anlatacağız. Bu gaspçı çetenin memleketi nasıl da yerli yabancı patronlara, AB’ye ve ABD’ye pazarladığını anlatacağız. TKP’li Öğrenciler olarak AKP’ye karşı mücadele eden üniversite gençliğinin bir parçası olmaktan gurur duyuyoruz. Bağımsız, onurlu ve aydınlık bir ülke için ileri! Emperyalizme, gericiliğe, sermayeye geçit yok!

TKP’Lİ ÖĞRENCİLER